Mark’ın Manifestosu


Mark’ın Manifestosu




Bunu bir PR hamlesi deyip küçümseyebilirsiniz; Facebook‘un net ortada olan problemlerinden insanların ilgisini başka yöne çekmeye çalışan özenli bir hamle olarak görebilirsiniz. Hatta bunu belki de bir delice fikir olarak görebilirsiniz ama Bay Zuckerberg çok ciddi: ‘Global Topluluğu Oluşturmak’ adlı makalesinde, yeni dünya için kuracağı temeli 13 sayfada anlatıyor ve hiç ama hiç şaşırmadık ki bu dünyayı Facebook bir arada tutacak. Çok ciddi olduğu gerçeği hem fikrin kapsamından hem de kendisine yüklediği anlamdan anlaşılabilir: Bay Zuckerberg yazısına şöyle başlıyor: “Bugün en önemli soruya yöneleceğim: hepimizin istediği bir dünyayı inşa ediyor muyuz?” Bu kadar cafcaflı birinin söyleyecek bir şeyi olduğuna inanması normal.

 

Facebook‘un başındaki kişi hemen kendi sorusuna cevap veriyor. Cevap tabi ki hayır! Bay Zuckerberg’in analizine göre, dünya asırlardır büyüdükten sonra bugün parçalanıyor. Sosyal bağlar dağılıyor, yüzleşme üste çıkıyor ve dayanışma geri gelmemek üzere yok oluyor. Global bir köy rüyasının karşısında sansasyonelizm ve kamusal fikrin kutuplaşması var. Fakat o bunda internet ve Facebook‘un oynadığı rolü neredeyse tamamen görmezden geliyor. Bu nedenle Bay Zuckerberg yazısında sadece bir kere ‘internet’ kelimesine yer verirken–  ‘Facebook’ kelimesine 24 kere yer vermiş.

 

 

Küstahlık mı yoksa bir ihtişam sanrısı mı?

Bay Zuckerberg bunu yapıcı ve pozitif bir vizyona yaklaştırmak istiyor: Tüm dünya global olarak iletişime geçebiliyorsa da, bu aslında kimseyi gerçekten mutlu kılmıyor. Burada eksik olan fırsatları değerlendirebilecek sosyal yapılar (özgürlük, barış, yoksulluktan kurtulma) ve sorunları çözecek sosyal yapılar (terörizm, iklim değişikliği, salgınlar), global ölçekte. Ve Bay Zuckerberg‘in tabi ki bu tür bir yeni yapının nasıl olacağına dair bir fikri var.

 

Bu kibir mi yoksa ihtişam sanrısı mı deyince Zuckerberg şunları yazmış: “Böylesi zamanlarda, biz Facebook‘takiler için en önemli şey herkes için işe yarayan bir toplumsal yapının kurulması için insanlara gerekli kuvveti vermek.” Artık aileleri ve arkadaşları birbirine bağlamak yetmiyor. Artık mesele yeni bir toplum yaratmaya çalışmak  “bizi desteklemek için, bizi güvende tutmak için, bizi bilgilendirmek için, sivil katılım ve hepimizin katılımı için.” Bu ağı kullanabilenler  “topluma en büyük pozitif etkiyi verebilecekler”. O “bölünmüşlük ve izolasyona” destek olan negatif etkileri minimize etmenin peşinde.

 

Bay Zuckerberg‘e göre, bu tarz bir sosyal kontrol yapay zeka ile öngörülebilir, bu sayede zararlı davranışlar tespit edilir ve pozitif yapılar beslenir. Örneğin,“ böylesi anlamlı gruplar“ Facebook‘un amaçları ile örtüştüğü sürece ayrıcalıklı muamele görmeli. Bay Zuckerberg  “geniş ölçekli bir demokratik gelişim“ istiyor, bu ona bazı verilerin sunulması için standart oluşturma için yardımcı olarak ve „Yapay zeka bunların uygulanmasına yardımcı olacak.“ Bu kulağa çok kötü gelmiyor mu?

 

 

Bay Zuckerberg, belki de kendisi bile farkında değil bunun ama, geleneksel sosyal yapıların tamamen olmasa da en azından fazlasıyla Facebook‘a benzeyen yapılarla değiştirilmesini istiyor. İstediği aslında kamusal alanın ve yapılarının dijitalleştirilip kontrol altına alınması – Bu kitlesel medyadan politik katılıma ve yaşam tarzlarına kadar her şeyi kapsıyor. Bay Zuckerberg röportajlarında özellikle Facebook çalışanlarının ve kendisinin bir politik konum almasından kaçınıyorsa da (örneğin Amerikan politikası hakkında, bu ifadelerinden başka bir anlam çıkarmak mümkün değil: “Global Topluluğu Oluşturmak” bir manifesto. Mark Zuckerberg bir küresel sorunu teşhis edip tedavi sunuyor: Daha fazla Facebook.

 

Başkaldırı zamanı

Bu teşhise katılsanız bile, Facebook gerçekten bu rolü oynamaya hazır mı? Ve gerçekten dünya böylesi bir şeye izin verir mi? Facebook şu an zaten problemli girdilerin düzenlenmesi, anlık olarak kolluk kuvvetlerinin bilgi talepleri ve ülkesel erişim yasakları ile mücadele ederek politik etkinin altına giriyor. Baskıcı rejimler Facebook‘tan sivil toplumun „örgütlenmesine“ nasıl tepki verecektir? Ve Facebook‘un çoktan kendi seçeneklerinin sonuna geldiği gibi ciddi bir argüman varken, Bay Zuckerberg‘in „operasyonel ölçekleme sorunlarını“ görmezden gelmesini nasıl yorumlayacağız? Her gün doğru olmayan ve silinmeyen girdilerle ilgili tartışmalar sürerken, saçma sapan engellemeler ve kullanıcıların otomatik takip edilmesi ile karşılaşıyoruz.

 

Ve daha en temel soruna değinmedik bile: Bu tarz kurtarma planları halka açık bir şirket olan Facebook‘u ekonomik anlamda nasıl etkileyecek? Sonuçta, hissedarlar Facebook‘un geleceği hakkında son söze sahipler (Mark Zuckerberg Facebook şirketinin yüzde 28‘ine sahip ve hissedarların sesini kısmaya çalışıyor). Peki Facebook tamamen kapatılırsa ne olacak, veya şirketin başına başka fikirlere sahip yatırımcılar geçerse ne olacak, veya çok fazla kullanıcı bu hizmeti terk ederse ne olacak? Bu da kitlesel bir kamusal çöküş mü olacak?

 

Naiflik veya bir kurtarıcının kibri?

Eğer Bay Zuckerberg’in manifestosuna yakından bakarsanız, bu tarz sorunları, açıkları ve çelişkileri görürsünüz. Aslında, bu tarz büyük güç fantezilerine yakın ve genç bir bilyonerin kurtarıcı kibirinden ibaret bu yazı, pek de iyi haberler içermiyor. Görünen o ki Bay Zuckerberg ‘Global Topluluğu Oluşturmak’ fikrini kullanarak kendisini insanlığı geleceğe hazır hale getiren bir teknolojik hareketin en tepesine koymaya çalışıyor. Fakat gerçekten global diyalogu artırma çabası bir şirketin eline mi bırakılmalı? Gerçekten bu işi başında Bay Zuckerberg‘i görmek istiyoruz?

 

Çelişkilerine, kibrine, yaşamdan kopuk sosyal analizine ve görselleşmekten ibaret bir dünyanın görüşü olmasına rağmen, bu manifestoyu bir çaresizlik bildirisi olarak görmeliyiz belki de. Gittikçe daha çok Facebook kullanıcısı hiç bitmeyen bilgi akışı karşısında duyarsızlaşırken, narsistik ve kavgacı yazılara boğulurken, belki de Bay Zuckerberg kendisine şu soruyu sormalı: Bende kocaman bir gürüldeyen makine var ve ben bununla ne yapabilirim?

 

Dünyanın durumunu değiştirmekte Facebook‘u kullanabilme yeteneği, Bay Zuckerberg‘in naifliğinden veya kibirinden daha fazla değil. Sonuçta manifestosunu basitçe tersten okuyabiliriz: Facebook yarın yeryüzünden silinse bile, dünya bugün nasıl devam ediyorsa öyle devam edecek. Hatta daha bile iyi olabilir.

 

Fakat Mark‘ın fikirleri her anlamda sorunlu: Onun manifestosunda belirttiği şey tam olarak şu: Facebook kitlelerin değiştirilebilen alanı olmamalı, değiştirilemeyen ve aşırı önemli bir yapısı haline gelmeli. Ve bu kesinlikle ne pahasına olsun engellenmeli, zira Bay Zuckerberg ve Facebook başarısızlıktan daha fazlası değiller.



Lütfen AdBlock eklentisini sitemiz için devredışı bırakınız!